Bir Efsane: Küp Şarapları

Efsane şöyle başladı…

2003 senesinde evlenen bir arkadaşımın düğün yemeğindeydik. Taksim’de bir şarap evinde, şarap evinin kendi şaraplarını içiyorduk ve gece gerçekten güzeldi. Ancak esas güzellik gecenin kapanışında yaşandı. Masada oturan bir arkadaşın tavsiyesiyle, kapanışı bir vişne şarabıyla yapmaya karar verdik. İşte o an hayatıma girmişti Küp Vişne Mistel Şarabı. Yıllar içinde bulması zor da olsa bir şekilde içmeye devam ettim. Haziran ortasında iş sebebiyle Uşak’ı ziyaret edeceğimi öğrendiğimde ilk aklıma gelen haritada Uşak, Denizli arasının ne kadar olduğuna bakmak oldu. Çünkü Küp Şarapçılık Denizli Bekilli’de konumlanmıştı ve Uşak’a kadar gitmişken uğramamak olmazdı.

İş yoğunluğunun olmadığı bir gün internet sitelerinden bulduğum numarayı çevirdim ve ardından yola koyulduk. Yaklaşık 80 km sonra Küp Şaraplarının şişelendiği merkez ofislerindeydik. Küp Şarapçılığın wine makerı Halil Bey bizi çok sıcak karşıladı. Şarap ve memleket üzerine 2 saatten fazla konuştuk. Tabi o sırada firma sahibi Asım Bey’de geldi ki, sohbet iyice koyulaşmıştı. Tüm vatandaşlarımızın ortak sıkıntısı olan vergi, şarapçılık sektöründe de inanılmaz yüksek oranda. Asım Bey tüketicinin daha kaliteli şarap içebilmesi için, vergilerin daha makul oranlara indirilmesinin gerektiğini söylüyor. Tabi bu sohbet sırasında beni derinden yaralayan bir de haber alıyorum. Küp Vişne Mistel Şarabı 2 yıldır üretilmiyormuş. Aslında mistel tam olarak şarap değil, daha çok likör sınıfında. Afyon Sultandağı’ndan alınan vişneler preslenerek suyu sıkılıyor ve içine alkol katılıp şişeleniyor. Asım Bey eskiden bu alkolü rakı fabrikalarından aldıklarını söylüyor. Ancak yeni kanunlara göre bir içkiye dışarıdan alkol katabilmek için 1 milyon litre kapasiteli bir alkol üretim tesisine sahip olmanız bekleniyor. Bu da bana Küp markasını tanıtan, benim için adeta bir efsane olan, vişne mistel şarabının üretimine engel oluyor. Umuyorum efsane sona ermez…

Küp, mistel üretimi yasaklandığı için normal meyve şarabı da çıkarmış. Vişnenin fermente olmasıyla elde edilen bu şarap mistele göre daha düşük alkol seviyesine sahip. Ancak diğer meyve şaraplarıyla kıyaslanamayacak kadar yüksek kalitede. Küp, birçok çeşit kırmızı şarap da çıkarıyor. Hatta aralarında organik olanı bile var. İşin nasıl başladığını sorduğumuzda, Halil Bey dışarıda yer alan büyük topraktan küpleri göstererek, Asım Bey’in babası Hasan Bey’in, yıllar önce bu küplerde şarap yaptığını,1959 yılında ise fabrikayı kurduğunu ve mesleğin zamanla babadan oğla geçerek, bugün Asım Bey’in, devraldığını anlatıyor. Maalesef 2010 yılı Küp şarapçılık için çok acı bir yıl olmuş. Kurucusu Hasan Altıntaş, 20 Eylül’de aramızdan ayrılmış.

Daha sonra Halil Bey ile Bekilli’de ki merkez ofisten çıkıp, Çal’da bulunan fabrikaya doğru yol aldık. Yol üzerinde bulunan Küp Şarapçılığa ait bir bağa uğrayıp, toprağına değmeyi de unutmadık tabi. Toplam 600 dönüm bağa sahip olan Küp, dışarıdan da yılda yaklaşık 4 bin ton üzüm alıyor.

 

 

 

 


Çal’da bulunan fabrikaya gittiğimizde çok güzel bir manzarası olduğunu fark ediyoruz. Alabildiğine üzüm bağlarıyla çevrili fabrika, tahminimden çok daha büyüktü. Yıllık üretiminin 3 milyon litre olduğunu öğrendiğimizde ise çok şaşırıyoruz. Halil Bey fabrikayı başından sonuna gezdiriyor. Şarapçılığın inceliklerinden ve kendini nasıl yetiştirdiğinden bahsediyor.

Sıra geliyor gezinin en keyifli kısmı olan tadıma. Cabernet Sauvignon, Merlot, Shiraz, Öküzgözü, Boğazkere, Kalecik Karası, Boğazkere – Çalkarası Küp’ün kırmızı şarap segmentinde yer alan üzümleri. Her birini tek tek tadıp yorumluyoruz. Aralarından en beğendiğim, elbette yörede yetişen en iyi üzüm olan, Shiraz. Tabi bunda şahsi olarak shiraz üzümüne olan hayranlığımın da etkisi var. Ancak Shiraz üzümü diyince Türkiye’de tek bir şehir akla geliyor, Denizli. Tabi tadımımız bununla bitmiyor. Küp 2010 yılından itibaren şaraplarını meşe fıçıyla buluşturma kararı almış. Pek de güzel yapmış. Halil Bey’in o kadar güzel bir Chardonay’i var ki bir an evvel şişelenip satışa çıkmasını diliyorum. Bunun yanında kırmızılardan Merlot’u fıçıdan deneme şansımız oldu. Fabrika’nın bir kısmı tadilatta olduğu için tüm fıçıdaki şarapları deneyemedik ama hem Chardonay hem de Merlot dönüş yolu boyunca konuştuğumuz iki şarap oldu.

 

Şaraba bu kadar gönül vermiş ve bu kadar güzel şaraplar üreten Asım ve Halil Bey’i tanımak gerçekten sevindirici. Kendilerine sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Yarım günümüz o kadar güzel geçti ki bir an evvel tekrarlamayı umuyorum. Son bir temenni olarak umarım çizgilerini bozmadan devam ederler de, bizler de o güzel şaraplarını içmeye devam ederiz. Mistele gelince 🙁 umarım yeniden üretimi bir an evvel başlar da efsane geri döner…